« Başlangıç | Home | Şehirlerin isimleri »

Kırmızının iyileştirici gücü

Bana gencecik yaşımda yaptığım salaklıkların armağanı olan bir hastalığım var. Adı “bel fıtığı”. Tazecik olmasına rağmen hayatımın ortalarına yakın bir yerine yerleşmiş durumda. Oturayım dersin rahat pozisyon bulamazsın, birşey kaldiriyim dersin neresinden tutacağını şaşırırsın, uyiyim dersin yatakta döner durursun vb. Bugün ayrıca bizzat test ettim ki maç yapmanın bel fıtığına hiçbir olumlu katkısı yok. Saatler süren ağrım sonucu akşam annemden arada bir sürmesini rica ettiğim kas gevşetici merhemi sürmesini istedim. Şimdi, tam da bu noktada annemin birtakım huylarından bahsetme vaktidir ki psikolojimi iyice anlayasınız. Annem emekli ebe-hemşiredir benim. Adile Naşit tarzı tonton yanakları ve muhteşem bir gülüşü vardır. Sağlıkçı olmasının ve sempatisinin yarattığı “şirince ısrar edebilirliği” sayesinde bana birsürü şeyi yaptıraiblir annem. Arkadaşlarım arasında pinpirikli, hastalık hastası olarak nitelendirilmemin sebebidir aynı zamanda annem. Çünkü nereye gitsem yanımda en az beş kişiye yetecek tıbbi malzeme bulundururum. Hastalandığımızda gördüğümüz aşırı ilginin bağımlılık yapması sonucu bu hale geldik diyebilirim. Ama şu da bir gerçektir ki yeryüzünde kimse beni annem gibi iyileştiremez. Bir hafta kendi evimde iyileşemeyip 2 günlüğüne iyileşmek için annemin yanına gelmem de bu yüzdendir. Eminim ki mesleğini de sever annem. Otlara meraklıdır da, hangi otun neye iyi geldiğini bilir, karıştırır onları bize içirir. Ayrıca eminim ki annemin bu meslek sevgisi fazlacana aşırıya kaçmıştır. Nerde ilginç hatta abuk sağlık haberi var annem bulur, okur ve hayatımıza sokar. Odadaki bilgisayarın (kapalı bile olsa) radyo dalgalarıyla beyni uyuşturması gibi. İşte bu ruh hali içindeki annem belime merhemi sürerken sağlık sektöründeki son havadisleri iletti :”Yatmadan kırmızı tişörtünü giy, kırmızının iyileştirici gücü varmış.” Benim kafamda ise “/%#…*&-????” işaretleri belirdikten sonra “Naalakası var anne” diyebildim. Cevap hızlı geldi: ” Valla ben denedim oluyo, bi denemekte fayda var, kimse senden para istemiyo.” dedi ve gitti.

Bazı anlar vardır ki düşünce sisteminiz kısır döngüye girer.Başta önyargılarınız yüzünden daha uzak olduğunuz bir seçenek, duvarlarınızı yıkıp işin içine mantığı soktuğunuz zaman bir anda yakınlaşıverir. Ahanda bu durum da benim için aynı böyleydi. Beynimin bilmemneresindeki bir siniri “Lan olm salak salak hareketler yapma, kırmızıyla ne alakası var iyileşmenin, hem niye mavi, turuncu yada yavruağzı değil de kırmızı” diye uyarı yollarken, onun tam çaprazındaki sinir de “Ne var lan denesen, en fazla üzerine daha temiz bi tişört giymiş olursun” diyordu.

Arada bir direnmeyi başarsam da, sanırım yıllarca annemin dediklerini dolaylı yoldan yaptırmasından dolayıdır ki kendimi dolapta kırmızı tişört ararken buldum. Kendimi de eğer böyle bir olumlu etki olacaksa tamamen psikolojik olmalı diye avuttum. Hatta kendi kendime pozitif düşünceler aşılayarak kırmızı tişörtümle bel ağrımı dindirmeye çalışıyordum kiiiiiiiiiiiii….!!! Rekor sayılabilecek bir olaya imza attım. Tişörtü giyip bu düşüncelerle koltuğa oturmamla karnıma ağrı girmesi bir oldu. Bi kırmızı tişört yüzünden dünyanın en hızlı cırcır olabilen insanı ünvanını kesinlikle kazanmışımdır. Evet evet kesin böyle oldu. Hatta tişörtü giydikten sonra 1. saniyede olumlu düşünceleri beynime zerk ediyordum, 37. saniyede kapıdan girmiş koltuğa yönelmiştim, 42. saniyede koltuktaydım 42 ile 43 arasında bir yerde ilk darbeyi hissettim ve eminim 50 den önce tuvaletteydim.

İşte bu yazıyı yazmaya da tuvalette karar verdim. Rahatlamanın verdiği aydınlıkla düşünceler bir bir kafamda beliriverdi. Sonra ne yaptım, tabii ki kirli beyaz tişörtümü geri giydim.Şimdi çok daha sağlıklıyım :)


Bu Yazı Hakkında